HEMŞEHRİLİK NOSTALJİ DEĞİL, SORUMLULUKTUR
HEMŞEHRİLİK NOSTALJİ DEĞİL, SORUMLULUKTUR
İnsan doğduğu topraklardan uzaklaşabilir; başka şehirlerde yaşayabilir, eğitim görebilir, çalışabilir ve yeni bir hayat kurabilir. Ancak bazı bağlar mesafelerle zayıflamaz. Bir ezgide, bir sofrada, çocukluktan kalan bir sözde ya da hiç tanımadığımız bir insanın “Ben de Çukurovalıyım.” demesinde aynı sıcaklık hissedilebilir.
Çünkü memleket, yalnızca doğulan yer değildir. Hatıraların, kültürün, aile bağlarının ve ortak değerlerin şekillendirdiği güçlü bir aidiyettir.
Ancak hemşehrilik de yalnızca aynı coğrafyada doğmuş olmak veya geçmişe dair ortak hatıraları paylaşmak olarak görülmemelidir.
Hemşehrilik, nostaljiden önce bir aidiyet; aidiyetten sonra ise bir sorumluluktur.
Bugün Çukurova'nın yetiştirdiği insanlar Türkiye'nin ve dünyanın farklı şehirlerinde hayatlarını sürdürmektedir.
Kamu kurumlarında görev yapan bürokratlardan akademisyenlere, iş insanlarından sanatçılara, esnaftan öğrencilere kadar farklı alanlarda binlerce Çukurovalı bulunmaktadır.
Her birinin ayrı bir hayat hikâyesi, mesleki tecrübesi ve yıllar içerisinde oluşmuş bir birikimi vardır.
Önemli olan, bu insanları yalnızca aynı coğrafyadan gelmiş kişiler olarak bir araya getirmek değil; sahip olunan bilgi, tecrübe ve imkânları ortak bir fayda etrafında buluşturabilmektir.
Çünkü aynı memleketten olmak insanları hemşehri yapar; birbirinin hayatına değer katabilmek ise hemşehriliği gerçek bir dayanışmaya dönüştürür.
Hemşehrilik bir dayanışma kültürüdür
Hemşehrilik; ayrıcalık istemek, hak edilmemiş bir imkâna ulaşmak veya yalnızca ihtiyaç duyulduğunda birbirini hatırlamak değildir.
Hemşehrilik; bilgiyi, tecrübeyi ve iyiliği paylaşabilmektir.
Bir gence eğitim ve meslek hayatında yol göstermek, üniversite öğrencisine tecrübe aktarmak, iş hayatına hazırlanan bir hemşehriye rehberlik etmek, başarılı insanların görünür olmasına katkı sağlamak, ihtiyaç sahibi bir öğrencinin eğitimine destek vermek ve kültürel değerleri gelecek nesillere aktarmak bu dayanışmanın farklı biçimleridir.
Böyle bir anlayışta insanların makamlarından veya unvanlarından değil; bilgilerinden, tecrübelerinden ve birikimlerinden güç alınır.
Bir toplumun en önemli sermayelerinden biri, yıllar içerisinde oluşan insan birikimidir.
Farklı mesleklerde görev yapan insanların edindiği tecrübelerin genç kuşaklara aktarılması, güçlü bir toplumsal dayanışmanın temel unsurlarından biridir.
Bir öğrencinin bir akademisyenle, meslek hayatına hazırlanan bir gencin deneyimli bir bürokratla, girişimcilik hayali kuran bir başka gencin iş dünyasından tecrübeli bir isimle buluşabilmesi önemli fırsatlar oluşturabilir.
Buradaki amaç gençlere hazır yollar sunmak değil; kendi yollarını açabilecek bilgiye, cesarete ve özgüvene ulaşmalarına katkı sağlamaktır.
Bu nedenle hemşehrilik bağlarının en değerli sonuçlarından biri, tecrübe ile gençliği buluşturabilmek olmalıdır.
Sivil toplum yapılarının gücü yalnızca kaç kişiyi bir araya getirdiğiyle ölçülemez.
Kalıcı olan; tanışıklıkların bağa, bağların dayanışmaya, dayanışmanın ise ortak faydaya dönüşebilmesidir.
Çukurovalılar Platformu da farklı şehirlerden, mesleklerden, yaşlardan ve hayat tecrübelerinden gelen insanları ortak bir aidiyet etrafında buluşturmayı amaçlamaktadır.
Bu birlikteliğin içerisinde gençlerin, öğrencilerin, akademisyenlerin, sanatçıların, bürokratların, iş insanlarının, esnafların ve farklı meslek gruplarından hemşehrilerin yer alması; bilgi ve tecrübenin nesiller arasında aktarılmasına imkân sağlayacaktır.
Böylece hemşehrilik, yalnızca tanışıklık üzerine kurulu bir ilişki olmaktan çıkarak sürdürülebilir bir dayanışma ağına dönüşecektir.
Çukurova'dan uzakta yaşamak, Çukurova ile bağların zayıflaması anlamına gelmez.
Bulunulan şehirde Çukurova'nın kültürünü doğru şekilde temsil etmek, bir öğrenciye destek olmak, kültürel bir değerin unutulmamasına katkı sağlamak, memleketin yetiştirdiği başarılı insanları tanıtmak veya sosyal sorumluluk çalışmalarında yer almak da memlekete hizmet etmenin farklı yollarıdır.
Bugünün kuşakları Çukurova'nın yemeklerini, türkülerini, deyimlerini, geleneklerini ve hikâyelerini büyük ölçüde bilmektedir.
Asıl mesele, bu kültürel hafızanın gelecek nesillere nasıl aktarılacağıdır.
Hikâyeler anlatılmazsa unutulur.
Kültürel değerler yaşatılmazsa zamanla kaybolur.
Tecrübeler paylaşılmazsa yeni nesiller aynı yolları yeniden keşfetmek zorunda kalır.
Bu nedenle gerçekleştirilen her kültürel çalışma, verilen her eğitim ve burs desteği, kayda geçirilen her hikâye, oluşturulan her sosyal sorumluluk projesi ve gençlere sunulan her gelişim imkânı geleceğe bırakılan bir değer olarak görülmelidir.
Görevler ve makamlar değişebilir, imkânlar zaman içerisinde azalabilir veya çoğalabilir. Ancak insanlar arasında samimiyet, güven ve ortak değerler üzerine kurulmuş bağlar kalıcıdır.Çukurovalılık da bu güçlü bağlardan biridir.
Hemşehrilik yalnızca “Nerelisin?” sorusuna verilen ortak bir cevap değil; aynı coğrafyanın insanlarının birbirine, kültürüne ve gelecek nesillere karşı taşıdığı ortak sorumluluktur.
Ve memleket sevgisinin en güzel hâli, memleketin insanına ve geleceğine değer katabilmektir.