KAYBOLMADAN KAYDA GEÇİRMEK
ÇUKUROVA’NIN HAFIZASI: KAYBOLMADAN KAYDA GEÇİRMEK
Bir coğrafyanın hafızası yalnızca tarih kitaplarında, arşivlerde ya da müzelerde saklanmaz.
Bazen bir türkünün sözünde, bazen bir ninenin dilinden düşmeyen eski bir deyimde, bazen köy meydanında oynanan bir çocuk oyununda yaşar. Bir düğün geleneğinde, bayram sofrasında, eski bir çarşının sesinde ya da yıllardır aynı işi sürdüren bir ustanın ellerinde saklıdır.
Çukurova’nın hafızası da böyledir.
Binlerce yıllık tarihi kadar, o tarihin içinde yaşayan insanların gündelik hayatıyla şekillenmiş büyük bir kültürel birikime sahiptir.
Adana’dan Mersin’e, Osmaniye’den Hatay’a uzanan bu coğrafyada her şehrin, ilçenin, köyün hatta mahallenin kendine özgü hikâyeleri vardır. Kimi anlatılar kuşaktan kuşağa aktarılmış, kimileri ise onları bilen son insanların hafızasında yaşamaya devam etmektedir.
Asıl mesele de burada başlamaktadır:
Bugün bildiğimiz Çukurova’yı kayıt altına almazsak, yarının çocukları hangi Çukurova’yı hatırlayacak?
Kültür yalnızca geçmiş değildir
Kültürel miras denildiğinde çoğu zaman tarihî yapılar, eserler ve önemli şahsiyetler akla gelir. Oysa kültür, gündelik hayatın içerisinde çok daha geniş bir alanda yaşamaktadır.
Bir annenin çocuğuna söylediği ninni, bir büyüğün kullandığı yöresel kelime, düğünde uygulanan eski bir gelenek, yemeklerin hazırlanış biçimi, tarlada söylenen bir türkü, mahallede oynanan bir oyun…
Bunların her biri yaşanılan coğrafyanın kimliğini oluşturan küçük fakat kıymetli parçalardır.
Çukurova’nın zenginliği de biraz burada saklıdır.
“Gadanı alayım” diyen bir büyüğün sözünde yalnızca yöresel bir ifade değil, sevginin kendine özgü anlatımı vardır. Bir ağıtta yalnızca hüzün değil, yaşanmış bir hayatın izi bulunur. Bir sofrada ise yalnızca yemekler değil, paylaşma ve misafirperverlik kültürü yaşatılır.
Bu nedenle kültürü korumak, yalnızca geçmişi özlemek değildir. Geçmişten gelen değerlerin anlamını bilmek ve onları geleceğe taşıyabilmektir.
Değişen hayat, değişen hafıza
Şehirleşme, göç, teknoloji ve değişen yaşam biçimleri hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak bu değişim, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılma biçimini de değiştirmektedir.
Bir zamanlar çocukların büyüklerinden dinleyerek öğrendiği hikâyeler artık daha az anlatılmakta; mahalle ve köy hayatında kendiliğinden öğrenilen pek çok gelenek yeni nesillerin hayatında aynı ölçüde yer bulamamaktadır.
Bugünün çocuklarının bir kısmı aile büyüklerinin kullandığı bazı kelimelerin anlamını bilmiyor olabilir. Eski çocuk oyunları unutulabilir, bazı meslekler ortadan kalkabilir, yöresel bir yemeğin gerçek hikâyesi zamanla kaybolabilir.
Değişimin önüne geçmek mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir.
Önemli olan, değişirken kaybolanları fark edebilmek ve kayıt altına alabilmektir.
Her insan bir hafıza taşır
Çukurova’nın kültürel hafızasını korumak yalnızca araştırmacıların, tarihçilerin veya kurumların görevi olarak görülmemelidir.
Çünkü her ailenin anlatacak bir hikâyesi vardır.
Bir sandıkta saklanan eski fotoğraf, yıllardır anlatılan bir aile hatırası, unutulmaya yüz tutmuş bir yemek tarifi, bir köyün geçmişi, eski bir esnafın yaşadıkları veya aile büyüklerinden öğrenilmiş bir deyim…
Bunların her biri Çukurova’nın büyük hikâyesinin küçük parçalarıdır.
Bu parçalar bir araya getirildiğinde yalnızca geçmiş kaydedilmiş olmaz; gelecek nesillerin kendi kültürleriyle bağ kurabileceği bir hafıza da oluşturulur.
Bugünün imkânları bunu geçmişe göre çok daha kolay hâle getirmektedir. Bir ses kaydı, kısa bir video, fotoğraf, röportaj veya birkaç paragraflık yazı bile yıllar sonra önemli bir kültürel belgeye dönüşebilir.
Bu nedenle büyüklerden dinlemek, eski fotoğrafları saklamak, yöresel kelimeleri kaydetmek, gelenekleri ve hikâyeleri yazmak önemlidir.
Çünkü anlatılmayan hikâyeler unutulur.
Kayda geçirilmeyen hatıralar zamanla silinir.
Aktarılmayan kültür ise bir kuşak sonra yabancılaşmaya başlar.
Çukurova’nın hikâyesi yalnızca geçmişte yaşananlardan ibaret değildir. O hikâye bugün de evlerde, sokaklarda, köylerde, sofralarda ve insanların hafızasında yazılmaya devam etmektedir.
Bize düşen, bu büyük hafızanın küçük parçalarının kaybolmasına izin vermemektir.
Çünkü bir coğrafyayı geleceğe taşımanın yollarından biri de onun hikâyesini unutmamaktır.